Erich Fromm: Psikanaliz hakkında…

Bilinç, toplum kurallarına göre biçimlendirilmiş süzgecin geçirmezliğini biraz azaltacak biçimde eğitilmeli, buna karşın bilinçdışı da o gizli, kopuk varlığından aydınlığa, yukarı doğru bir yöneliş içinde olacak şekilde eğitilmelidir.

Aslında bilinç ve bilinçdışının eğitilmesinden söz ettiğimiz zaman bir benzeti yapmış, bir eğretileme kullanmış oluyoruz. Ne bilincin ne de bilinçdışının eğitilmesine gerek var (çünkü ne bilinç var ne de bilinçdışı) ama insan. baskıdan kendini kurtaracak, tam anlamıyla ayırdında olacak, (bilimsel sorunların çözümü gibi ya da uygulamayı gerektiren uğraşlar gibi konular zorlamadıkça) düşüncelerin araya girmesine izin vermeden gerçeği, tam gerçeği içinde yaşantılaştıracak şekilde kendini eğitmelidir.

Psikanalizin amacı Freud’un dile getirdiği biçimiyle bilinçdışını bilince çıkarmak, idin yerine egoyu getirmekti. Bilinçdışının araştırılacak ve ortaya çıkarılacak olan içeriği kişiliğin küçük bir bölümü olarak sınırlandırılmış, ilk çocuklukta yaşanıp sonra unutulmuş, bellek yitimine uğramış olan içgüdüsel itkilere indirgenmişti. Bunları bastırılmış durumdan kurtarıp yeniden belleğe çıkarmak analiz yönteminin amacıydı. Bunun yanında, bilinçdışının hangi kesiminin bilince çıkarılması gerektiğini, yok edilmesi istenen hastalık belirtilerinin türü belirliyordu.

Analiz sırasında neler oluyor? Bir kimsenin bilincinde, kendisinin alçakgönüllü, yürekli ve sevgi dolu bir kimse olduğu sanısı varken, ilk defa kendini beğenmişliğinin, korkaklığının ve içinin nefretle dolu olduğunun farkına varıyor. Kendini böyle görüvermesi onurunu yaralayabilir ama bir yandan da bu görüş bir kapı açılmasına olanak verebilir. Bundan böyle kendisinde bastırıp görmezlikten geldiği şeyleri başkalarına yansıtmaktan vazgeçebilir. Eğer bu yolda yürümeyi sürdürürse kendi içindeki meme çocuğunu, erginlik çağındaki delikanlıyı, suç işleme tutkusu olan caniyi, deliyi, ermişi, sanatçıyı, hem erkeği hem dişiyi görüp tanıyabilir; insanlıkla, evrensel insanla daha derin, daha içli bir ilişki kurabilir; duygularını, yaşantılarını daha az baskı altına alır, özgürlüğü daha çoğalır, yansıtma gereğini daha az duyar, gerçek duygularının yerine düşüncelerini koymak, düşünsellik alışkanlığından daha çok kurtarır kendini. O zaman ilk defa renkleri nasıl gördüğünü yaşantılaştırabilir, ayrık bireysel egosunun sıkı sıkı sarılması, geliştirmesi, kurtarması gereken bir şey olduğu kanısının bir yanılsama olduğunu görmeye başlar. Yaşam sorununa verilecek yanıtın yaşamla kendini özdeşleştirmek ve yaşamak yerine yaşama sahip çıkmak biçiminde alınmasındaki anlamsızlığı kavrayabilir.

Yorum bırakın