Ruhsal konulara ilginin zaman içinde değişimi üzerine Erich Fromm’dan görüşler…

Yüzyılın başında ruh hekimine gelen hastalar gö­rünür hastalık belirtilerinden şikâyeti olan kimselerdi. Kolu felçli olan ya da sudan, yıkanmaktan korkmak gibi saplantıları olanlar ve bunun gibi kendilerini kur­taramadıkları başka saplantılardan zoru olanlardı. Da­ha açıkçası hekimlerin kullandıkları anlamda bir has­talığı olanlardı; normal diye adlandırılan kimseler gibi toplumsal işlevlerini yerine getirmelerine hastalıkları engel olan kimselerdi. Bunlara benzer şikâyetleri olanların tedavi konusundaki düşünceleri de hastalık konu­sundaki düşünceleriyle aynı doğrultudaydı. İstedikleri şey hastalık saydıkları belirtilerden kendilerini kurtar­maktı; iyileşmekten anladıkları şey, hasta olmamaktı. Onlar orta derecede sağlıklı bir kimse ne kadar sağlık­lıysa, o kadar sağlıklı olmak istiyorlardı; ya da belki şöyle de söyleyebiliriz, toplumumuzda yaşayan sıradan kimselerden daha çok huzursuz, daha çok mutsuz ol­mak istemiyorlardı.

Bunlar bugün de deva aramak için psikanaliste başvuruyorlar ve onlar için psikanaliz hastalık belirti­lerinden kurtulmalarını, toplum içindeki işlevlerini üstlenebilmelerini sağlayabilecek bir tedavi yöntemidir. Ama bir zamanlar psikanalistin müşterilerinin çoğun­luğunu oluşturan bu kimseler şimdi azınlığa düşmüş­lerdir. Belki bunların sayısını eskisiyle karşılaştırınca salt sayı olarak bir azalma görülmeyebilir ama toplum içinde görev yapabilen, genellikle kabul edilen anlam­da bir hastalığı olmayan, gene de yukarda sözünü etti­ğimiz «çağın hastalığından», «huzursuzluktan», «içten içe donuklaşmadan» yakınan çok sayıda yeni tür has­tayla karşılaştırılınca onlara oranla sayıları azalmıştır. Bu yeni «hastalar» sızlanma nedenlerinin tam olarak ne olduğunu bilmeden psikanaliste geliyorlar. Bunalım içinde olmaktan, uykusuzluktan, evlilikte mutsuzluk­tan, işlerini sevememekten ve bunlara benzer birçok güçlüklerden yakınıyorlar. Genellikle şu ya da bu be­lirli bir güçlüğün tek sorunları olduğunu ve eğer o güçlüğü yenerlerse sorunlarının çözümleneceğini sanıyor­lar. Gerçekte bu hastalar sorunlarının bunalım ya da uykusuzluk, evlilikteki, işlerindeki falan sorunları ol­madığını anlayamıyorlar. Bu çeşitli yakınmalar aslın­da şöyle ya da böyle belirli bir güçlükten sızlanan çe­şitli kimselerin kültürümüzün izin verdiği oranda açık­layabildikleri çok daha derinde yatan bir şeyin bilinç­lerine ulaşabilen dış görüntüleridir. Yakınmalarının ger­çek ortak nedeni, insanın kendinden, çevresindeki in­sanlardan ve doğadan yabancılaşmasıdır: Hayatın par­maklarının arasından kum gibi akıp gitmekte olduğu­nun; yaşamadan ölüp gideceğinin, bolluk içinde yaşa­nan hayatın bile sevinçten, kıvançtan yoksun olduğu­nun farkına varmış olmasıdır.

Bu «çağın hastalığından» yakınanlara psikanalist ne gibi bir yardım yapabilir? Bu yardım toplumsal iş­ levlerini yerine getiremeyen hastalara yaptığı gibi has­talık belirtilerini ortadan kaldırmaktan öteye geçme­yen bir yardımdan kesinlikle değişik bir yardım olmalıdır çünkü bu yabancılaşmadan yakınanlar için çö­züm, hastalığın yok edilmesi değil, esenlik kazanmaktır. Gene de esenliği tanımlamaya çabaladığımız zaman adamakıllı güçlüklerle karşılaşıyoruz.

İlk yaklaşımda «esenlik», doğal yapıyla, doğal ya­ratılışla uyum içinde olmaktır diye tanımlanabilir. Ge­ne de bu kalıp tanımlama içinde sunulmuş sözlerin derinliğine gitmek istenirse ortaya şu sorular çıkabi­lecektir:

  • Doğal yaratılışla, doğal yapıyla uyumlu ko­şullar içinde olması gerekli insan varlığı nasıl bir var­lıktır?
  • Bu koşullar hangi koşullardır?

Yorum bırakın